Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Menü


Bursa Web Tasarım
Hikayeleri
genç
islam
Fireworks Dersleri
Bursa Emlak
kertenkelenin hayali



Büyük Sahra Çölü’ nün ortalarına yakın bir yerde, uçsuz bucaksız kum

yığınlarının arasında bir kertenkele yaşıyordu. Gündüzleri kızgın güneş

ışınları altında yiyecek aramaya çıkmak çok zor olduğu için daima

geceleri ortalık serinleyince yuvasından çıkardı. Yuvası da birkaç


büyük kaya parçasının arasındaki kuytu, gölgelik, loş bir yerdi.





Bir gece hava kararır karamaz yine yiyecek aramaya çıktı, fakat

saatlerce dolaşmasına karşın hiç yiyecek bulamadı.Açlık onu

güçsüzleştirmişti. Gücü giderek azalıyordu, çok yorulmuştu. Artık

yuvasına geri dönemezdi, çünkü hava aydınlanmaya başlamıştı ve

yuvasından oldukça uzaklaşmıştı. İleri, daha ileri gitmeliydi ve

mutlaka yiyecek bir şeyler bulmalıydı.





Öğle vakti olmuş ve güneş kertenkelenin tam tepesindeydi. Sıcaklık elli

dereceye çıkmış ve kumlardan buhar çıkıyor gibi görünüyordu. Dayanılır

gibi değildi. Çöl bir fırın halini almış ve güneş ışınları ortalığı

kasıp kavuruyordu. Kertenkele güneşi, sıcaklığı falan unutmuş sadece ve

sadece yiyecek arıyordu. O, şimdi gündüzü gece zannediyordu. Sanki hava

serindi ve bu serin gece hiç bitmeyecekmiş gibi sürüp gidecekti.

Kertenkele için gündüz gece olmuştu, gündüz geceleşmişti. Kertenkelenin

tersi dönmüştü, bu bir ters dönmesiydi.Gözleri yarı kapalı vaziyetteydi

ve gözlerinin önünde bir takım hayaller uçuşuyordu. Bu hayallerin ona

yararı dokunabilir miydi? Gövdesini usulca kumların üzerine bıraktı,

gözlerini kapadı. Kertenkele pek çok hayalin içinden bir tanesini

seçip, o hayali kurmaya başladı.





Geniş bir dere yatağının ortasından incecik, az bir su akıyordu,

dağlardan ovaya doğru. Tam sınırda küçük çağlayan vardı ve küçük

çağlayandan geçen su ovaya ayak basıyordu. Hemen ilerdeki ormana giren

su ağaçların arasında uzun süre yol aldıktan sonra kayboluyordu, ama

kuru dere yatağı ormandan çıkıp devam ediyordu taa çok uzaklardaki

denize kadar. Aylardan eylül, mevsim yaz, iki aydır yağmur

yağmamıştır.Ormandaki ağaçlar suya hasret kalmışlardır. Her ağaçtan bir

ses, bir feryat; hepsi küçük çağlayandan şikayetçi. Küçük çağlayan ise

ormandaki ağaçlara laf yetiştirmekle meşgul, altta mı kalacak, zaten

suçsuz, dağlardan dere yatağına inen su çok azsa bunun küçük çağlayanla

ne ilgisi var? Küçük çağlayan ne yapsın iki aydır yağmur yağmadıysa?





Bu kısır döngü bir ay kadar devam ettikten sonra sonbahar yağmurları

başladı. Günlerce süren yağmur dere yatağını giderek dolduruyordu.

Küçük çağlayanın üzerinden aşan su ormana doğru akıp gidiyordu. Eğer

yağmur böylesine şiddetle bir süre daha yağmaya devam ederse, dağlardan

sel bile gelebilirdi. Sel gelmese bile dere yatağındaki su taşacak ve

ormana zararı dokunacaktı. Bu iki ihtimali göz önünde bulunduran küçük

çağlayan bir baraj yapımına girişti. Çabucak barajın yapımını tamamladı

ve dağlardan gelen suyu kontrol altına aldı.





Günlerdir yağan yağmur ormandaki ağaçları suya doyurmuştu. Dereden de

bol su geliyordu ormana kana kana içiyorlardı. Küçük çağlayan baraj

yapmaya başladığında önce şaşırdı ormandaki ağaçlar:





“ Bu niye baraj yapıyor böyle? Ne olacak oraya baraj yapıp da? “ demeye

başladılar. Sonra kızdılar. “ Küçük, bırak gelsin su, kısmetimizi

engelleme…Çek, yık o barajı, başka işin yok mu senin? “ diyerek atıp

tuttular. Küçük çağlayan baraj yapmaktaki amacını şu şekilde

açıklıyordu:





“ Buralara bir yağıyorsa dağlara beş yağıyordur.Onca su dağlarda

kalmayacak mutlaka ovaya inecektir. Gelen su çok olursa sel gelir. Bana

bir şey olmaz, zararı sizedir. Bu baraj seli durdurur, sele set olur.

Ben de fazla suyu azar azar ovaya bırakırım. Eğer böyle olursa hiç

biriniz selden zarar görmezsiniz. “





Sonunda sel geldi. Günlerdir yağan yağmurun biriktirdiği büyük su

kütlesi korkunç gürültüyle gelerek baraja takıldı. Küçük çağlayanın

yaptığı baraj işe yaramış ve seli durdurmuştu. Fakat barajın

arkasındaki suyun basıncı gitgide artıyordu. Küçük çağlayan barajın

yıkılmasını önlemek için sonsuz gayret sarf ediyordu. Bir taraftan suyu

kontrollü olarak ovaya bırakırken, diğer taraftan barajın yıkılan

yerlerini tamir ediyordu.Ormandaki ağaçlar ise küçük çağlayanın ne

yapmak istediğini anlamak şöyle dursun atıp tutmalarının dozunu

arttırarak hakaret etmeye başladılar. En nihayet sel küçük çağlayanın

barajını yıkamadı, ama onu yıkan bu hakaretler oldu.





“ Alın bakalım basmakalıpçılar. Çekiliyorum aradan. Bırak gelsin su

diyordunuz. Alın suyu doya doya yıkanın “ Küçük çağlayan aradan

çekilince baraj yıkıldı. Sel suları ormandaki ağaçları kökünden söküp

sürükledi, götürdü.





Kertenkele kurduğu hayal bitince gözlerini açtı. Gece olmuş, ortalık

serinlemişti. Yattığı yerden doğrulup yürümeğe başladı. Yuvasından uzak

düşmüştü, ama oraya varacağını biliyordu. Çünkü kendisini oldukça zinde

hissediyordu. Bu durum ne kadar devam ederdi bak işte onu bilmesine

belki de imkan, ihtimal yoktu. O zaman bu sahte canlanmaya pek

güvenilmezdi. Bir an önce yiyecek bulup karnını doyurmalıydı.

Kertenkele yuvasına varıncaya kadar birkaç yerde yiyecek bulup karnını

doyurdu.Yuvasının bir köşesine yattığında neredeyse sabah olmak

üzereydi. Nasılsa güneş yine ortaya çıkacak ve çöl dayanılmaz şekilde

sımsıcak olacaktı. Güneşin kertenkeleye artık bir zararı dokunamazdı.





Yazan: Serdar Yıldırım



Toplam 296 kere okundu.



Bu Hikayeyi Sevdiklerinizle Paylaşın
Gönderen           Alıcı      
Gidecek e-posta
 
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
HikayeHane.com 2007 Tüm Hakları Saklıdır
Bu sitede cinsel konulu hikayeler bulunmamaktadır.