Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Menü


Bursa Web Tasarım
Hikayeleri
genç
islam
Fireworks Dersleri
Bursa Emlak
DÜNYAYI TANIYAN GENÇ
Bir
genç ki hayal kurmayı çok sever. Bir genç ki gördüğüne aldanır masal
sanır dünyayı. Bir genç ki kalbi katıca, huyu delice; bakınca boş
gözlerle bakarmış etrafına, düşünmezmiş altlarında yatan hakikatları.
Bir genç ki gezmek en büyük zevki, istermiş ki yesin içsin gezsin
görsün deryayı. Derya dediği ne ki şuncağız bir su imiş. Bizim akıllı
oğlan çıkmış yola koyulmuş...



Az gitmiş uz gitmiş... Dereler, tepeler, çukurlar, göller görmüş.
Dağlardan aşmış, sulardan geçmiş. Nehirler taşmış, bayırlar dik...
Anlaşılan bu yolculuk biraz zorcaymış. Dağlar varmış; kayalıklarla dolu
yüksek, keskin sivri. Çıkılması zormuş bir hayli. Uçurumlar varmış yer
yer dibi bucağı görünmezmiş, pek yüksekmiş. Ormanlar, denizler, kırlar,
yollar aşarken birden yol bitivermiş olduğu yerde. Önüne çıkan koskoca
dağ kaplıyormuş bütün yolu. Bir geldiği yollara bakmış, bir uçurumlara,
bir dağlara, bir kayalıklara. Gözü korkmuş birden, ‘zor’ demiş. ‘Ama
aşacağız...’



Bakmış bu engin dağlar, ormanlar, sular, denizler pek de bir
sıkıcıymış. Koskoca dünyada kendini yapayalnız hissetmiş. Yorgunluk da
bastırınca oturuvermiş olduğu yere. Çıkınından çıkarmış bir parçacık
ekmeği, tam ağzına atarken bir kuş kapmış elinden. Kuş uçmuş uçmuş da
bir kayanın tepesine konmuş. Ekmeği oracıkta bırakıp oradan uzaklaşmış.
Kayanın ötesi görünmüyormuş. Çocuk bir boş kalan eline bakmış, bir
uçmakta olan kuşa. Bir sağına bakmış, bir soluna. Yiyecek bir lokma
aramış ama yokmuş. Güneş tepedeymiş, hava sıcakmış, su ırakmış, gölge
uzakmış. Bakmış olacak gibi değil açlık son haddine vardı, biraz üzgün
biraz meraklı uzanıvermiş olduğu yere. Belki uyuyunca açlık biraz
basılır diye düşünürken uyuyuvermiş.



Uyandığında ne olduğunu anlayamamuş. Güneşe bakmış olduğu yerde
duruyormuş. Az önceki kuş hâlâ uçmaktaymış kayalıkların tepesinde.
Ağacın gölgesi bir adım bile ilerlememiş... Ama o uyumuş... Bu işte bir
iş var ama... ‘Haydi bakalım’ demiş kalkmış. Torbasını eline alınca bir
şey düşmüş yere ‘pat’ diye. Bu yemyeşil bir elmaymış. Açlıktan zor
ayakta duran genç ‘nereden geldi bu elma’ demeye kalmadan elmadan
ısırıvermiş. Elma suluymuş, elma tatlıymış, biraz ekşiceymiş ama pek de
güzelmiş. Yemiş... Yedikçe de karnı bir güzel doymuş.



Bir güç bir kuvvet gelmiş, bir canlı bir sağlıklı hissetmiş kendisini.
‘Ne kadar da iyi geldi’ diye düşünürken kuşu görmüş kayaların tepesinde.



- Geliyorum, uçup gideyim deme, az sonra oradayım. Çaldığın ekmeğimi geri alacağım senden..



Yolların eğile büğüle uzandığı bu dağda kayalar o kadar sıkmış ki
toprak yok denecek kadar azmış. Şu karşı ovalar da ne çorakmış.
‘Buralarda bu kuştan başka canlı yok mu’ dediğinde tırmandığı yerin
aslında küçücük bir dağ olduğunu farketmiş. Şaşkınlıktan olduğu yerde
donakalmış. Dönüp arkasına baktığında şaşkınlığı bir kat daha artmış.
Gele gele bir adım gelmesin mi, çıka çıka bir karış çıkmasın mı? Genç
şaşkın şaşkın etrafına bakınırken kuş görünmüş tepesinde. ‘Uzakta
değilsin biliyorum’ demiş. ‘Ama ne kadar gideceğimi bilmiyorum.
Kısıldım’ demiş. Kuş; ‘kendini tanımayanlar buraya gelemezler, önce
kendini tanı’ demiş. Bir taş almış yerden atmış kuşa; ‘ekmeğimi çaldın,
şimdi de aklımı mı istersin, beni deli mi sandın?’ demiş çocuk. ‘Ben
kendimi herkesten daha iyi bilirim.’



Çorak kayaların yanına yaklaştıkça bir ses gelmiş kulağına, iyice
dinleyince bunun su sesi olduğunu anlamış, sevinmiş. Orada
dinlenebileceğini düşünmüş, kayaların ardına geçmiş. Koca koca taşların
kapattığı küçücük bir şelalecikmiş bu, şırıl şırıl akmaktaymış suyu.
İçinde renk renk balıklar varmış. Sıçraya sıçraya suyun yüzüne çıkıyor
bir iki kulaç yükselip tekrar suya düşüyorlarmış. Seyretmeye daldığında
bir balığın sıçrarken bir taşın üzerine düştüğünü görmüş. Balık
çırpınıyormuş suya geri dönebilmek için. Çocuk seyrediyormuş balığın
çırpınışlarını. İçinden koşup zavallı balıkcığı kurtarmak geçse de
‘bana ne ki başkası yapsın, bana çok uzak’ diye düşünmüş. Sonunda
balığın çırpnışları yavaşlamış, tam son nefesini verecekken kuş yaniden
görünmüş. Kaptığı gibi balığı suya atmış. Çocuk hırsından deliye dönmüş;



-Benim yemeğimi gene çaldın. Oraya gelip yuvanı darmadağın edeceğim.



Hızlı hızlı kayaları tırmanmaya başlamış, tırmanırken de aslında
balığın kurtulmasına üzülmediğini, içinden birşeylerin buna memnun
olduğunu farketmiş. Tutacak bir yer bulmanın zorluğu onu daha da
yormuş. Etraf o kadar çorakmış ki bir yabani ot bile yokmuş. ‘Bu kadar
taş gibi olacak ne vardı, biraz yumuşak olsaydın senin de ağaçların,
dalların, yaprakların, otların, üzerinde yaşayan hayvanların olurdu’
diye düşündüğünde artık soluk dahi alamayacak hale geldiğini çok
yorulduğunu anlamış. Biraz dinlenmek için durmuş. Güneşe bakmış, güneş
veda etmekteymiş artık. Yavaş yavaş gölgeleri kaybolmaya yüz tutmuş
kayaların. Birbirine düşen, ama hep aynı şekilde olan ‘sivri’
tepelerinden. Gölgeler giderken hava iyice kararmış. Ortalık bir ölüm
sessizliğine bürünmüş. Kuşun sesi de duyulmaz olmuş artık şelaleninki
de. Bir ürperti hissetmiş tırnak uçlarına kadar bütün vücudunu saran..
Buz gibi kayaların gecenin soğuğunda karanlığı sırtlamış devler gibi
görünmesiyle iyice büzülen genç bir kanat sesinin kendisine
yaklaşmasıyla irkilmiş. Kanat sesi iyice yaklaşmış yaklaşmış ve yanına
gelince durmuş.



Ses biraz daha yaklaşınca bunun bir kuş olduğunu görmüş. Ama bu
ekmeğini çalan kuş değilmiş. Kanatları beyaz başı yeşilmiş, gövdesi mor
renkteymiş. Oturmuş kuşa bakmış, korkusu da kalmamış artık. Kuş
anlatmaya başlamış. Kuş anlatmış o dinlemiş, kuş anlatmış o seyretmiş
kuşun güzelliğini. Kuş; ‘Sana birkaç lafım var’ demiş. ‘Dünyayı
tanımaya çıktığın şu yolda kendini tanımadan geçme.’ ‘Korkma!’ demiş ve
eklemiş ‘vicdanınla konuştuklarını yabana atma, o sana kılavuzdur’
demiş, uçmuş gitmiş. Çocuk anlamamış bir şey ama gene de çok güzel bir
kuştu diye düşünürken uyanmış. Doğrulmuş, etrafına bakmış, bir anlam
verememiş. ‘Bu bir düş olmalı.’ Ne bir kuş, ne de başka bir canlı
varmış. Tabiat güneşin o taptaze ışıklarıyla sabahın gelişine
hazırlanmaktaymış. ‘Ne güzel bir hayvandı’ demiş. ‘Kanatları pek güzel,
dili de ne tatlıydı’ derken ‘acaba ne dediydi’ diye düşünmüş.



- Beni benden iyi kim tanır doğduğumden beri ben benimle beraberim, demiş. Ama...



- Vicdan dediğin ne ki insan her şeyi aklıyla tartmalı. Ama....



Güneş karşı tepelerden görünüvermiş. Öyle nazlı öyle hayali imiş ki
güneşin doğuşunu seyre dalan genç ilk kez böyle bir doğuşu
seyrettiğinin farkına ancak güneş yükselirken varmış. Kendine hayret
ederek yoluna devam etmek için ayağa kalktığında üstünün başının tozunu
silkelerken bir yandan da ‘ne kadar esrarlı doğdu güneş, bense ilk defa
farkettim’ diye söyleniyormuş.



Tırmanma vakti gelmiş, dağa çıkmak zormuş, dağ biraz dikmiş, kayalar
sivriymiş, düzlükler yokmuş. Hani birşeyler olsa tutunacak tutacakmış
ama yokmuş. Merak bu ya, arttıkça da artmış. Hırsız kuşun ekmeğini
bıraktığı yere varmak için uğraşıyor da uğraşıyormuş. Bütün gayretiyle
tırmandıkça tırmanmış, ha biraz daha ha biraz daha derken sanki o
hırslandıkça yollar daha da uzuyor gibi gelmiş ona. Bir geçtiği yerden
bir daha geçtiğini zannetmiş. Soluğu kesilince oturmuş olduğu yere. ‘Ne
fena yerler’ demiş, ‘ne kötü kokuyor’ demiş, ‘tutacak bir dalı bile
yok’ demiş, ‘ne aşı var, ne suyu’ demiş, ‘ne bir canlı, ne ölü’ demiş.
Demiş de demiş. ‘Sanki birisi oraya varmamı istemiyor’ demiş. Güneş tam
tepeye gelince çocuk da tepeye ulaşmış. Tepe uzakmış, tepe çorakmış
diye hayâl ederken, çıkmış oturmuş, etrafına bakmadan..



Kafasini kaldirinca bir başka alem görmüş. Dağın tepesi düzlükmüş. Bir
ucundan bakınca diğer ucu görünüyormuş. Yemyeşil çayır çimenmiş. Yer
yer meyve ağaçları varmış. Mis gibi de kokuyormuş, güneş sımsıcak
ısıtıyormuş buraları. Mini mini gelincikler varmış çimenlerin arasında.
Papatyalar serpilmiş bembeyaz. Karanfiller, zambaklar bir de güller...
Merakla bakmış çocuk; ne kuşu görmüş, ne de ekmeğini... İleride bir
elma ağacı varmış, altında bir kız şarkı söylüyormuş. Eteğine yemyeşil
elmaları toplamış gelen kuşların ayaklarının arasına sıkıştırıp bir
yerlere gönderiyormuş. Kız onun geldiğini görünce eliyle ‘gel’ demiş,
bir elma da ona uzatmış ‘al’ demiş. Çocuk almış elmayı ısırmış.
Isırınca hatırlamış. Hatırlayınca geçip kızın karşısına oturmuş;



‘Bu elma.....’ demiş. Kız eliyle ‘sus’ demiş.



‘Veren el alan elden üstündür, sana minnettarız’ demiş. Çocuk; ‘ne
yaptım bilmiyorum’ demiş. Kız; ‘bize verdiğin ekmek sayesinde bir can
kurtuldu’ demiş. Çocuk olanları bir bir gözünün önünden geçirince
anlamış, utanmış, başını önüne eğmiş. Tam ‘ben vermedim’ diyecekmiş
ki.. Kız; ‘sus... buralarda fazla konuşulmaz’ demiş. ‘Biz konuşurken
yüreğimizi alırız elimize’ demiş. ‘Buralar vicdanlı insanların
diyarıdır, burada üzülmek yoktur, sıkılmak yoktur’ demiş. Çocuk; ‘bir
şey sorsam size’ demiş. Kız; ‘her sorunun cevabını önce kalp bilir’
demiş. Ardından da ‘biraz sabır’ demiş. Çocuk ‘burada bir kuş yok
muydu’ diyecek olmuş, kız; ‘git... Az ileride bir gül ağacı var onun
gölgesinde bekle, az sonra geleceğim’ demiş. Çocuk sevinmiş. Sağına
bakmış, soluna bakmış gül ağacını aramış, bulamamış. Kızın sözleri
gelmiş aklına. Sabırla beklemiş. Bir gölge belirmiş üstünde, arkasını
döndüğünde sırtını dayadığı ağacın gül ağacı olduğunu farketmiş. Kız
gelmiş yanına, ‘anlat’ demiş.

Çocuk anlatmış kız dinlemiş. Gördüklerini ve yaşadıklarını çocuk
anlatmış kız gülmüş. Çocuk anlatmış kız ağlamış. Çocuk; ‘neden
ağlıyorsun ki’ diye sormuş, kız; ‘ömrünün anlamsız geçen dakikalarına’
demiş. ‘Bakarken göz ile değil gönül ile bakmalı’ demiş. ‘Lafa bakma
kalbe bak’ demiş. Oğlanı bir düşüncedir almış. Başına gelenleri
düşünmüş; ‘zaman geçmedi’ demiş. Kız; ‘musibet zamanı uzundur’ demiş.
Çocuk; ‘bir hırsız ekmeğimi çaldı aldı buralara attı’ deyince kız; ‘o
senin için zararlıydı. Küflenmiş, yenmeyecek hale gelmişti. Onu aldık.
Ölmek üzere olan bir hayvana verdik. O yaşadı. Sana da daha iyisini
gönderdik’ demiş. Çocuk uyandığı zaman yediği elmayı yeniden
hatırlamış. Sonra dönmüş kıza, ‘her taraf kayalıktı, bu dağda ağaç
yoktu’ demiş. Kız ‘gel benimle’ demiş. Kırların bittiği, aşağıya doğru
uzanan yamaca gitmiş. ‘Bak’ demiş, uzatmış parmağını ileriye doğru...



Çocuk şaşkın bir o kadar da merakla bakmış gösterilen yere. Baktıkça
şaşkınlığı bir kat daha artmış. Baktıkça meraktan gözleri açılmış
kocaman kocaman. Her taraf yemyeşil, her taraf ormanlıkmış. Etraf ışıl
ışıl çağlayanlar cıvıl cıvıl kuşlarla doluymuş, hayvanlar dolanırmış
ağaçların altında, sincaplar atlarmış bir o dala bir bu dala. Sanki bir
parçaymış cennetten ya da burası cennet miymiş anlayamamış. Dönmüş
kıza; ‘sen kimsin, ya bu gördüklerim düş müdür’ demiş. Kız; ‘insan var
aklı başında, insan var aklı bozulmuş. İnsan var aklı yok, insan var
aklını unutmuş. İnsan var aklını kullanırken kalbini de koymuş yanına.
İnsan var yüreğiyle bakar, insan var bakar da görmez. İnsan var bakmaz.
İnsan var gözleri bakar ama yüreğindedir marifet. Her baktığından bir
anlam alır, baktığını tartar, hisseder, düşünür. Dilini anlar, özünü
anlar, içini anlar, muhabbetini anlar, hüznünü anlar, merhametini
anlar, düşmanlığın kime dostluğun kime gerektiğini bilir, karıştırmadan
birbirine, içini açar döker kendini tanır, halini anlar... gerisini
anlar’ demiş. ‘Kendini iyi tanı, kılavuzunu iyi seç, yolda kalma’
demiş. ‘Kılavuz var yol gösterir, kılavuz var yoldan saptırır’ demiş.
‘Sen vicdanına kulak verenlerden ol’ demiş. ‘İnsan bir yolcudur’ demiş.
‘Yolculuk ruhların dünyasında başlar, çocukluktan, gençlikten,
yaşlılıktan geçer’ demiş. ‘Bu dünya çok kısadır, ömür bir damla sudur
kaybolur gider’ demiş.



Çocuk sessiz ve düşünceli tepelerden vadiye doğru bakarken ekmeğini
alan kuşu hatırlamış, ölüme terkettiği kuşu ve kafasından geçen
düşünceleri... Ve kendini... kendini... kendini...

Toplam 355 kere okundu.



Bu Hikayeyi Sevdiklerinizle Paylaşın
Gönderen           Alıcı      
Gidecek e-posta
 
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
HikayeHane.com 2007 Tüm Hakları Saklıdır
Bu sitede cinsel konulu hikayeler bulunmamaktadır.