Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Menü


Bursa Web Tasarım
Hikayeleri
genç
islam
Fireworks Dersleri
Bursa Emlak
cesur genç ile iyilik prensi

Üç
yanı aşılmaz karlı dağlarla çevrelenmiş, geniş ve verimli topraklara
sahip bir köyün dış dünya ile irtibatını sağlayan tek yol, azgın suları
olan bir ırmak üzerindeki tahta köprüydü. Bu köyde yaşayan köylüler
kasabaya gitmek için ırmağın en dar kısmına yaptıkları tahta köprüden
geçmek zorundaydılar. Köylüler, arabalara yükledikleri ürünleri
kasabada satarlar ve neşe içinde köye dönerlerdi. On yıl vardı ki, neşe
yerini kedere bırakmıştı. Bu on yıllık sürede köyden ayrılanların
hiçbiri geri dönmemişti. İlk gidenler geri gelmeyince köydekileri bir
korku kaplamıştı. Durumu merak eden köylüler köprünün yakınlarına
geldiklerinde karşı tarafta dolaşan silahlı adamlar görmüşler ve
bunların eşkıya olduklarını hemen anlamışlardı. Eşkiyalar tarafından
öldürülmek korkusu, onları dış dünyadan habersiz yaşamaya mahkum
etmişti. Fakat yine de birkaç yılda bir de olsa cesur gençler ortaya
çıkmış, köydekilerin engellemelerine göğüs gererek köprüden karşı
tarafa geçmişlerdi. Karşıya geçmişlerdi geçmesine de, içlerinden köye
geri dönen olmamıştı.



İşte şimdi bir başkası kasabaya gitmek için yola çıkmıştı. Bu cesur
genç atlı arabasını korkusuzca köprüye doğru sürdü. Karşı kıyıya
geçince orman içinde devam eden yol boyunca ilerlemeye başladı. Daha
yüz metre gitmeden büyük bir ağacın yol üstüne devrilmiş olduğunu
gördü. Cesur genç kılıcını çekip yere atlarken haykırdı:



“ Haayt!.. Kimseniz çıkın ortaya yüzünüzü görelim!.. Böyle yol kesip
eşkiyalık yapmak da ne demek oluyormuş. Sizin gibilerin hakkından
gelmesini bilirim ben. “ Bunun üzerine eşkiyalar ağaçların arkasından
çıkıp cesur gencin etrafını sardılar. Eşkiyaların reisi, öne çıkarak
cesur gencin karşısına dikildi:



“ Bre genç “ dedi, “ ne bağırır durursun? “



Cesur genç: “ Ohoo!.. Demek bunların başı sensin. Karşımda öyle dikilip
durma. Hemen emir ver adamlarına kaldıttır şu ağacı yol üstünden “
deyince, eşkiyalar kahkahalarla gülmeye başladılar. Reis, bu duruma çok
sinirlendi ve “ Susun!.. “ diye bağırdı. Eşkiyalar susunca reis şunları
söyledi:



“ Hop hop, yavaş ol aslanım!.Burada reis benim, emirleri ben veririm.
Sen istemesen de, o ağaç orada kalacak. Bak aslanım, sana bir teklifim
var. Biz burada yirmi kişiyiz. Bizimle baş edemezsin. Arabayı bana
bedavaya sat, kılıcını elinden at, yürü git yoluna, canın nereye
isterse oraya git. “



Bunun üzerine cesur genç: “ Hayır, ben teslim olmam “ dedi. “ Ölürüm daha iyi. “

Reis: “ Sözlerimi yanlış anladın aslanım!..” dedi. “ Teslim olma diye
bir durum ortada yok. Hem sen teslim olmayacaksın ki, şanınla,
şerefinle gitmek istediğin yere gideceksin. Farzet ki, kılıcını düşürüp
kaybettin. Farzet ki, gece ormanda uyurken yorgun olduğundan atın
koşumlarını çözmeyi unuttun, at da, çekti arabayı götürdü. Ertesi sabah
çok aradın arabayı ama bulamadın. İşte mesele bu kadar basit. “



Cesur genç bir an için durumunu gözden geçirdi. Bunlarla savaşmak akıl
karı olmayacaktı. Biri tutup bir ok atsa oracıkta düşüp kalırdı. O
zaman ne değişirdi? Bu eşkiyalar yine burada beklerlerdi ve köydekiler
çaresizlik içinde kıvranırlardı. Eğer beni bırakırlarsa kasabaya gider
yardım getirir, bu eşkiyaları yakalatırım, diye düşündü. Ama sağ–salim
gitmesine izin verirler miydi? Bunu sormak ihtiyacını hissetti: “ Yalan
söylemediğine nasıl inanayım. “



“ Benim yalan söylemediğime inanman bizden korkmadığını ispatlar. Senin
gibi yiğit bir gence el kaldıramam. Var şimdi git yoluna. “ Reisin bu
sözleri üzerine cesur genç kılıcını yere attı ve oradan uzaklaştı.



Cesur genç ertesi gün akşamüstü kasabaya vardı. Bir han odası
kiralayıp, yemek yedikten sonra, uykuya daldı. Sabahleyin dinlenmiş
olarak girişimlerine başladı. Üç gün boyunca çalmadık kapı, konuşmadık
insan bırakmayan cesur genç, hiç kimsenin kendisini dinlemekten başka
bir şey yapmadığını görünce hayretler içinde kaldı. Buraya geldiğine
bin pişman bir halde gerisin geriye dönerek tahta köprünün aşağı
taraflarında köyüne ulaşabilmek için, umutsuz bir arayış içine girdi.
Saatler sonra bütün çabasının boşuna olduğunu gördü. Irmağın azgın
sularını aşıp karşı tarafa geçmenin olanağı yoktu. Canından bezmiş bir
halde ırmak kenarına oturup etrafına bakınırken, suların üstünde bir
balığın bakmakta olduğunu fark etti. Laf olsun diye balığa seslendi:



“ Ey balık!:.Keşke konuşabilseydin de, seninle iki çift laf
edebilseydik. Dertliyim ben, yürekten yaralıyım ben. “ Biraz sonra
cesur gencin beklemediği bir şey oldu. Dert dolu, çile dolu haykırışına
balık karşılık veriyordu:



“ Konuşurum tabii ki, neden konuşmayacakmışım…Bekle, şimdi yanına
geliyorum. “ Balık bir kuyruk darbesiyle kıyıya ulaştı ve yakındaki bir
ağacın arkasında gözden kaybolduktan bir saniye sonra, çok yakışıklı
bir genç olarak ortaya çıktı. “ Merhaba, ben iyilik prensiyim “
dedikten sonra onun yanına oturdu:



“ Bak şimdi, benden çekinmene gerek yok. Cin, peri falan değilim.
Söylediğim gibi ben iyilik prensiyim. Biz de tıpkı insanlar gibi
doğarız, büyürüz, yaşlanırız, ölürüz. Acıkınca yemek yeriz. Okuma-yazma
öğreniriz, kitap okuruz, resim yaparız. Canımız sıkılır üzülürüz, fakat
üzüntülerimizi fazla önemsememeye çalışırız. Üzüntünün gelip geçici
olduğuna inanırız. Ben sıkıntının, üzüntünün çaresini insanlara yardım
etmekte, insanlara iyilik etmekte bulmaya çalışmış ve kendi kendime
yararım dokunmuştur. Yani canımın sıkıldığı, üzüldüğüm bir durum olduğu
zaman birine bir iyilik yaparım mutlu olurum. Bu mutluluğun devamlılık
sağlayabilmesi hep iyilik yapmakla, yardımlaşmakla mümkündür. Ne dersin
arkadaş, söylediklerimin doğru olduğunu ortaya çıkarmak için, bu yöntem
denemeye değmez mi sence? “



İyilik prensinin anlattıkları cesur gencin üzerinde olumlu tesir yaptı
ve şaşkınlığını tamamen yok etti. Kendisinin bir konu hakkında görüşü
alınmak isteniyordu ve düşüncesini söylememesi ayıp sayılırdı:



“ Şimdi sen iyilik prensi olduğundan görevin gereği herkese iyilik
yapmak istiyorsun ve iyilik yaptığın insanların sevinmesi, sana
teşekkür etmesi, mutlu olmanı sağlıyor. Az önce cin, peri olmadığını
söylemiştin. Şu an insan görünüşündesin. İnsan kılığına girmeden önce
bir balıktın ve ırmakta yüzüyordun. Sanıyorum ki, sen bir insansın
fakat seni diğer insanlardan ayıran birtakım özelliklere ve farklı
düşüncelere sahipsin. Arzu ettiğin bir kılığa anında girebiliyorsun. Bu
bir balık olabilir, bir kuş olabilir, bir tavşan olabilir. Düşünce
farklılığı seni insanlardan kesin çizgilerle ayırır. Ben, senin
yöntemini denemeye değer desem bile zannetmiyorum ki, bu yöntemi
öğrenip de, denemek isteyecek bir başkası çıksın. Gelelim senin bir
balık olma durumuna ve ırmakta yüzme sebebine…Sen bir balıktın ve
ırmakta yüzüyordun. Bu bir rastlantı mıydı, yoksa bir nedeni var mıydı?




“ Ben on sekiz yaşındayım ve beş yıla yakın bir süredir bu ırmakta
yüzüyorum. Seviyorum yüzmeyi. Benim için değişiklik oluyor. “



“ Demek bu ırmakta yüzmek hoşuna gidiyor. Fırsat buldukça gelip burada
yüzüyorsun. Peki, çevrede olup bitenlerden haberin yok mu? Irmağın öte
kıyısında bir köy var. O köyde yaşayan insanlar var. O insanlar orada
hapis hayatı yaşıyorlar. Eşkiyalar tahta köprüde bekliyorlar,
köydekileri köprüden geçirmiyorlar. Benden önce köprüden geçenlerin ne
oldukları belli değil. Ben köprüden geçtim, fakat kılıcımı, arabamı
elimden aldılar. Kendi isteğimle değil, zorla…Kasabadan yardım getirir
bu eşkiyaları yakalatırım, diye düşündüm. Hiç kimse beni dinlemekten
başka bir şey yapmadı. Sanırım olanlardan hepsinin haberi var ve yardım
etmekten çekiniyorlar, korkuyorlar. Bizim köyün toprakları çok
verimlidir. Piyasadaki sebze-meyve fiyatları ucuzlamasın diye geniş
toprak sahibi kimselerin bir oyunu ile karşı karşıya kaldık. Sen beş
yıldır bu durumun farkına varamadın mı? Vardın da yardım etmek aklına
gelmedi mi? Yardım etmek istediğinde seni engelleyen ne oldu? Bu
sorulara açıklık getirmeni istiyorum. Lütfen iyilik prensi, buyurun söz
sırası sizin. “



“ Yüzmek için buralara gelmeye başladığım ilk günlerde durumu hemen
fark ettim. O zamanlar çocuk olduğum için, ne yapacağımı bilemedim. En
iyisi her şeyi gidip babama anlatmaktı. Ben de öyle yaptım. İyilik
kralı olan babam, anlattıklarımdan haberi olduğunu, sorunu en ince
ayrıntılarına kadar araştırdığını, yardım etme konusunda tereddüt içine
düştüğünü, yardım ettiği takdirde pek çok kişinin alınyazısının bir
anda değişeceğini, meselenin kendi yetki alanı dışına taştığından
duruma müdahale etmediğini ve benim de olan biteni görmemezliğe gelmem
gerektiğini söyleyince, babamın sözlerinin doğru olduğunu düşünüp
hiçbir şeye karışmadım. “



“ Sayın iyilik prensi, iyilik ve kötülük her insanın kalbinde doğuştan
yer etmiştir. İnsan büyüyüp geliştikçe kalp de buna paralel olarak
büyür, gelişir. Kalp büyüyüp geliştikçe kalpte bulunan iyilik ve
kötülük davranışlarda, hareketlerde belirmeye başlar. Çocuklara iyilik
yapmanın iyi bir şey, kötülük yapmanın kötü bir şey olduğunu mutlaka
anlatmalıyız. Onlara kalbindeki iyilikleri ön plana çıkarması için
yardımcı olmalıyız. Çocuk, kalbindeki kötü duygulara gem vurmayı
öğrenmelidir. Bunları çocuğa öğretecek olanlar davranışlarına dikkat
etmek zorundadırlar, çünkü çocuk büyüklerinin davranışlarını,
sözlerini, yaptıklarını yakından takip eder. Kendine onları örnek alır.




Buradaki silahlı adamlar iyi bir eğitim görmedikleri için, iyiliği
bilememişler, iyi insan olamamışlar, kötü olmuşlar, eşkiya olmuşlar.
Onlar bir köy halkını üzdüklerinin, acılar içinde bıraktıklarının
farkında değiller. Onlara yaptıklarının doğru olmadığını anlatalım,
yaptıkları yanlışı fark ettirelim. Onlarla konuşalım. Onlara iyiliğin
ne olduğunu, iyi bir insanın nasıl olması gerektiğini anlatalım. Ben
bir insan ne kadar kötü olursa olsun, kalbinde azıcık da olsa iyi
duygular kaldığına inanırım. İşte biz azıcık kalmış olan iyi duyguları
harekete geçirip canlandırmaya çalışacağız. İyi duyguların ileri doğru
attığı her adım kötü duyguları bir adım gerileteceğinden öyle bir an
gelecek ki, iyi duygular kötü duyguları geçecektir. İyi duyguları önde
olan insan, iyi insan olmuş demektir. Sayın iyilik prensi, iyilik
yapmanın büyüğü, küçüğü olmaz. İyilik iyiliktir. Gel bir iyilik de bize
yap. Şu eşkiyaları yakalamama yardımcı ol. Onlara her şeyi anlattığımız
takdirde inanıyorum ki, tuttukları yolun yanlış olduğunu fark edip
yollarını değiştireceklerdir. Bu tarafa geçeceklerdir. “



Cesur gencin daha fazla konuşmasına iyilik prensi izin vermedi. Bir
eliyle onun ağzını kapatarak gülümsedi: “ Tamam…Tamam…Anlatmak
istediklerini çok iyi anladım. Ben bu konuyu böylesine derin
düşünemedim. Şuna inandım ki, senden öğrenmem lazım gelen pek çok şey
var. Bunları sonra konuşuruz. Bir plan dahilinde eşkiyaları
yakalayalım. Onlarla sen konuş, her şeyi anlat. İyilik ne demek, bunu
onlara öğret. Başarılı olacağına inancım sonsuz. “



Birkaç dakika sonra iyilik prensi bir kartal kılığına girerek
eşkiyaların bulunduğu tarafa doğru uçtu. Cesur genç de yürüyerek yola
çıktı. Kartal biraz sonra tahta köprünün üstünde daireler çizerek
uçmaya başladı, aniden kalın bir ip oldu ve aşağıya süzüldü. Oralarda
dolaşmakta olan eşkiyaları birer birer yakaladıktan sonra barınak
olarak kullandıkları büyük bir mağaraya götürdü. Mağara, atlar,
arabalar ve eşyalarla doluydu. Eşkiyalar bunları kasabaya gitmek
isteyen köylülerden zorla almışlardı. Cesur genç mağaraya geldiğinde
eşkiyaları bir köşede kıskıvrak bağlı otururlarken görünce çok sevindi.
Fakat, bu sevincini onlara belli etmedi. Eğer eşkiyalar onun
sevindiğini fark ederlerse kendisine kızabilirler ve onun iyilik,
doğruluk hakkında söyleyeceği sözleri, vereceği nasihatleri
dinlemeyebilirlerdi. Cesur genç eşkiyalarla uzun uzun konuştu. Onlara
tuttukları yolun yanlış olduğunu, eğer isterlerse yardım edebileceğini,
eşkiyalık yapmadan da bu dünyada yaşanabileceğini anlattı. Hiç kimsenin
bir başkasının malını zorla alamayacağını, tam on yıldır köyde
yaşayanlara hayatı zindan ettiklerini, bunun haksızlık olduğunu, bu
haksızlığa neden olanları efendi olarak kabul etmeyip, kendi
kendilerinin efendisi olmaları gerektiğini belirtti. Bu arada daha önce
köprüden geçenlerin öldürülmediği, salıverildiği ortaya çıktı.



Eşkiyalarda pişmanlık belirtileri başlaması üzerine onları yakalamış
olan kalın ip gevşedi ve sonunda çözüldü. Kalın ip insan kılığına girdi
ve iyilik prensi oldu. İyilik prensi kısaca kendini tanıttıktan, onlara
bundan sonraki yaşamlarında başarılar diledikten sonra, cebinden deri
bir kese çıkararak saçlarından birer tel koparıp keseye atmalarını
istemeyi ihmal etmedi. Böylelikle nereye giderlerse gitsinler, onların
izini bulabilecek ve iyi insan olup olmadıklarını kontrol edebilecekti.
Cesur genç köyünde krallar gibi karşılandı. Köyde o gece şenlikler
yapıldı, eğlenceler düzenlendi, ziyafetler verildi. Herkes tahta
köprünün ulaşıma açılmasının sevinci içindeydi. İyilik prensi ise,
kimliğini belli etmeden bir kenarda oturup eğlenceleri izledi. O kadar
güzeldi ki, karşılık beklemeden başkalarına yardımcı olabilmek, onlara
mutluluk verebilmek. Varsın seni kimse tanımasın, adını kimse
bilmesindi. Sen iyilik yaptığını biliyordun ya, bu sana yeterdi.



Yazan: Serdar Yıldırım

Toplam 417 kere okundu.



Bu Hikayeyi Sevdiklerinizle Paylaşın
Gönderen           Alıcı      
Gidecek e-posta
 
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
HikayeHane.com 2007 Tüm Hakları Saklıdır
Bu sitede cinsel konulu hikayeler bulunmamaktadır.