Birer
birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri a" /> Bir Sonraki Ayrılık | Dostluk Hikayeleri | Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Menü


Bursa Web Tasarım
Hikayeleri
genç
islam
Fireworks Dersleri
Bursa Emlak
Bir Sonraki Ayrılık

Birer
birer gittiler yaşamımdan. Herbiri ayrı bir yaraydı , her biri ayrı bir
yaşanmışlık, güzel ve çirkindiler, umutları, umutsuzlukları vardı,
sevdaları vardı, en önemlisi insandılar , insan olmayı ve insanları
seviyorlardı. Ben onları öylece seviyordum. Yanımdalarken kırıyordum
onları, bazen küçük düşürüyordum , kendimi yükseltiyordum. Oysa
paylaşılmışlıkların en güzelini yaşıyordum onlarla . Kurgu değildi bu,
sıralı hayaller silsilesi değildi, kandı, etti , duyguydu tümüyle.
Önceleri bebim için tutunacak birer daldılar, hiçliğimi eriten
çokluğumdular , sonraları sevdamdılar .



Sabah...



Güneş penceremi tırmalıyordu artık. Ben geceden kalma mutluluklarınmı
süzerek güne umutlu başlama kavgasındaydım . Yaşam sürecinin bir
basamağını daha yılgın ve durağan atlamaya hazırlanıyordum. Geçmiş
belleğimde dingin bir tutarlılıkla mıhlanıp kalmıştı. Bu yaşadığımız
günlerin ne denli kepaze olduğunu mırıldanıyordum. İçimde acı tadı
vardı ayrılıkların, yalnızlıkların .Boşluğu kucaklayan kollarımda
yorgunluk ve yitikliği aynı anda yaşıyordum .Geleceği bilmiyordum ve bu
beni yaralamıyor aksine kamçılıyordu . Dört elle olmasa da yaşama
bağlanmamı sağlıyordu . İleriye dönük planlar yapmıyordum , dilidmde
hep aynı dizeyi gezdiriyordum ; "Que sera sera" . Hoşuma gidiyordu bu.
Ama kadercilik değildi benimkisi , sadece hoşuma gidiyordu. Çünkü bir
bakıma doğruydu , olacak olan olurdu ve bu yabancı dildeki karşılığı
içimi ısıtıyordu.



Dünü artık unutup beynimin ücra bir köşesine itmenin zamanı gelmişti.
Bana yararı yoktu hatırlamanın . Unutmak ; o ne büyük bahtiyarlıktı. Ve
çoğu insan kendini irdelemek yerine bu büyük zenaati kullanarak
mutluluğa erişiyordu. Ama benim için yine de eşidi yaşamamaktı.



Evden çıktığımda kör bir vaktiydi sabahın ve körlük sanki tüm şehri
sarmışcasına insanlar da yitik bir şeylercesine ararcasına , kör topal
ilerilyorlardı caddelerde, birtaz sonra her biri işyerlerine,
okullarına varacak ve akşama kadar yaşama ara vereceklerdi. Çünkü
yazarın dediği gibi yaşam gecenin konusuydu, tek kalmanın ve içkinliğin
konusuydu , gündüzün ve hengameli bir kalabalığın değil . Bu bir
anlamda rahatlatıyordu insanları, işteyken sayılar ya da dosyalarla
uğraşıyor , kimisi yük taşıyor, kimisi araba sürüyor ve akşama evlerine
döndüklerinde rahat bir yorgunlukla uykuya dalıyorlardı ve bu ebedi
istirahat provalarını habersizce yaptıktan sonra kendilerini ertesi
güne aktarıyorlardı. Ben de bu yığınsal kalabalığa katılarak hızla
yolumu eritmeye başladım. Kafamı hiçbir şey üstünde yoğunlaştıramıyor ,
sadece yürümekle yetiniyordum . Belki de bu benim mola verişimdi .
Anlamsız bir rahatlıkla öylece ilerliyordum her sabah ve hergün
yaptığım gibi işle ilgili ve birbiriyle ilintisiz bir sürü şeyi
kafamdan hızla geçirirp sonuçta hiçbir yere varamamanın huzurunu
yaşıyordum.



Mola...



İşe geldim artık. Rutin selamlaşmalardan sonra masama oturdum. Birkaç
kişi gelip bir şeyler analttılar . Boş bir anlayışlılıkla suratlarına
baktım . Ne anlattıklarını biliyordum , dinlemem de gerekmiyordu
aslında ama büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordum . Hepsi
dinlenilmiş olmanın ve onaylanmanın sevinciyle ayrıldılar yanımdan , ne
büyük huzurdu onaylanmak. Dosyanı çıkardım , birşeyler yazdım , rutin ,
sıradan hep yazılagelen şeyler .Ezberlenmiş roller gibi rahatça
akıyorlardı kağıda . Değişik olaylar olmasını bekliyordum . Ufak bir
renkti aradığım. Ama yaşantımız ömylesine tek renk hale gelmişti ki o
renk dışındaki rtenklere şüpheyle bakmaya da alışmıştık . Siyahın bile
tek tonu vardı bizim için , versiyonları değil sadece kendisi
ilgilendiriyordu bizi.



Bu karmaşa içerisinde daha fazla renge tahammülümüz kalmamaıştı sanki.
Zaten varolan o tek renk bile yeterince korkutuyordu bizi . Daha büyük
korkulara katlanamazdık , yaşantımızı diğer renklerle kirletemezdik .
oysa yıllar sonra kirlenmenin güzel olduğuna dair reklamlar yapılacaktı
.



Etrafımı boş gözlerle süzdüm . Bir arkadaşla göz göze geldik . Yine
aynı sevimil bakşlar ve baş eğmeler . Ne kadar tanıdık bir yaşamdı bu ,
bana aitmiş gibi . Cidden benim miydi bu yaşam ? Telefon çaldı . Bir
ses evecenlikle "Doktora gidiyorum , eve geç kalacağım" dedi. Tamam
bile demedim , gereksizdi çünkü . Yemek vaktine kadar öylece oturdum ,
birkaç imza attım , birkaç demlik çay içtim , sigaramı hiç ettim onunla
birlikte . Ne iyi ....



Yemekten dönünce gazete okudum . Kuponaları seyrettim . Kesmek külfet
ama seyretmesi zor değil . Keşke "Kuzate" diye bir gazete çıksa ve ben
kuponları öylece seyretsem . Ne haber , ne köşe yazısı , ne salya sümük
duygu pazarlayıcıları, hiçbiri, bu tek renk hayatımızı kirletmese. Ama
ben bunlarla avunabilecek miyim? Mutlu olmam şart mı? Gazeteleri
karıştırdım. Kışırtısı beynimi zonklatıyor. Devam ettim , bir ara
telefon çaldı. Sonra "Sizi arıyorlar" dediler. Büyük bir üşengeçlikle
yarimdemn kalktım . Ses tanıdık ve sadece bir cümle "Gidiyorum"...



Öğle vakti...



Telaşla kapattım telefonu. Rengim değişmişti. Hızla çıktım işyerinden .
Koşasım geldi ama yapamadım , çok istedim ama adımlarım ihanet etti
bana . ( Kış , rüzgar her şeyi itekliyor. Yolda iki kişi öylece
yürüyordu rüzgara aldırmadan. Üşüyorlardı ama elleri ceplerinde değil .
Dar bir yola sapıp dik bir yokuşa çıktılar. Sonra bir koruluk .
Şaraplarını çıkarıp sessiz çığlıklarla yudumladılar. Yanlarından birkaç
kişi geçti , bakıp gülümseyerek. Sonra şişeleri bitiyor ve birisi
yuvarlana yuvarlana , diğeri onu kaldırmaya uğraşarak ilerliyorlar.
Sonra keskin bir soğuk , uzun bir yürüyüş ve sahne sona eriyor.)



Aklımdan hep paylaşımlarımız geçti. İnatla itekliyorum onları ama
gitmediler. Gitmelerini istemiyordum aslında . Bağırıyorum ,
duymuyorlar , yıtıyorum kaldırımları karşıma dikiliyorlar , ağlıyordum.
İskeleye geldim şimdi , etrafı kolaçan ederek. Gideceğim yolu bulunca
hizla ilerledim. Orada , ileirde duruyordu . Sırtı bana dönük .
Adınlarımı ağırlaştırdı. , bu süreyi uzatır diye. Yavaşça yaklaşıp
sırtına dokundum . Donuk gözlerle baktı. Susutuk. Yırtıcı ve korkunç
bir sessizlikti bu. Sokak boyunca ilerledik , durdu.



"Sana söylenecek çok şey yok dostum. Gidiyorum , çünkü bu aklayacak
beni. Gidiyorum , çünkü kalırsam yoklaşacağım . Ağlamayacağım , göz
yaşlarımı harcamayacağım. Son anımız salyalı sümüklü olsun istemiyorum
. Biliyorsun gönlümüzde acılara daha çok yer var. İleride ellerimiz
yine kavuşacak , kuvvetle sarılacağız birbirimize . O güne değin
ağlamak yok , sevinçten ağlayana kadar ağlamak yok , dostum ,
gidiyorum." dedi .



Birşey söyleyemedim , boğazımdaki çığlık taşamadı dışarı. "Öyledir ,
dost , öyledir." dedim. Kucaklaştık ve yönlerimiz ayrıldı , belki
sonsuza dek . Ama bu incitmedi bizi . Kırgınlığımızı ve
haykırışlarımızı kalbimize gömdük . Ağlamadık , çünkü ağlamak
yaralayacaktı bizi. Güldük ve isyanla boyun eğdik , güpegündüz.



İlk değil , son da ....



Artık kayboldu gözden ve ben yıllar sonra ilk kez gözlerimden akan
yaşaş şaşarak ve aydınlığımızı elimde güneşe eş tutuarak işimin yolunu
tuttum . O gitti ve güçlüler hep terk edenlerdir sözü geldi aklıma ,
güldüm.



Akşam...



Körpe mutlulukları daha başta yitirmenin ve umutlarımızı kararsız
sabahlara ötelemeninne denli zor olduğunu ikimiz de biliyorduk artık .
Devinen bir korkaklık içinde uykulu bir sanal yaşamın kıpırdanışlarını
içimize akıttık. Dün günlerin en güzeli gibi görünse de henüz
yaşamadıklarımızın da mutluluklara gebe olduğunu umuyorduk. Ama kendi
dünyalarımızda bunu ne denli gerçekleyebileceğimizden habersisizdik. Ve
bilmek işime gelmiyordu.



İkimizin de içimize sığmayan dünyalarımızı ortada bir yerelerde
buluşturmayı umuyorduk . Bir bağlamda başarmıştık da bunu . Ama yine de
olamamıştı . İki ayrı insandık , iki ayrı dünya . Düşlerimiz ve
sevdalarımız vardı birbirine teğet , o özgürlüğü seçti ben sadece ipimi
uzattım , fark buradaydı. Hayat bir sonraki ayrılığa kadar yeni bir
yara açmıştı kalbimde ve zaman buna çare olacaktı , umut ediyordum.


Toplam 331 kere okundu.



Bu Hikayeyi Sevdiklerinizle Paylaşın
Gönderen           Alıcı      
Gidecek e-posta
 
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
HikayeHane.com 2007 Tüm Hakları Saklıdır
Bu sitede cinsel konulu hikayeler bulunmamaktadır.