Doktor Wayne W. Dyer’in hikayesinden
uyarlanmış bir anektod..
Henüz ana rahminde, dünyaya gelmeyi bekleyen bir çift bebeğin
hallerini zihninizde canlandırmaya çalışın.. Bu bebeklerin isimlerinin “Nur ve “Ego” olduğunu düşünelim. Ana rahminde
iki kardeşin arasında şöyle bir konuşma geçiyor;
Nur, Ego’ya şöyle diyor;
“Ego, senin için bunu kabul etmenin zor olacağını biliyorum
ama söylemek istiyorum. Ben buradaki yaşamımızın sona
ermesiyle herşeyin sona ermeyeceğine ve
-doğumdan sonra yaşam-
olduğuna inanıyorum.”
Ego hemen karşılık verir;
“Amma saçmaladın! Buradan sonra ne yaşamı? Öyle bir
yaşama gidip-gelen mi var! Sen hiç etrafına bakmıyorsun galiba.
Yaşam bu işte, herşey burada. Ne varsa, zaten çevrende
hepsini görüyorsun. Niye durmadan bu gördüğünün ötesinde
birşeyler olması gerektiğini duşunuyorsun ki? Biraz gerçekçi
ol, bu dünyayı ve yaşamı olduğu gibi kabul etmeye çalış.
Aklın varsa, burada rahatına bak ve şu
-doğumdan sonra yaşam-
hayallerini de kafandan at.
Nur, çaresiz susar ve bir süre sessizce bekler. Ama içinden
gelen seslenişe karşı uzun süre duyarsız kalamaz ve yeni
birşeyler söylemekten kendini alamaz;
“Ego, seni çıldırtmasın ama, şimdi söylemek istediğim bir şey
daha var. Ben ayrıca, bizim bir annemiz oludğuna da inanıyorum.”
“Anne mi?” diye alaycı bir kahkaha attı Ego.
“Böyle saçmalıkları nereden çıkartıyorsun sen? Anne ha! Hiç
gördüğümüz var mı bu anneyi? Şu an gördüklerinin ötesinde
neden birşeyler aradığını anlamıyorum. Gerçekleri olduğu gibi
kabul etsene. Şimdi bir de “Anne” fikri çıktı başımıza! Bak burada
sen ve ben, ikimiz varız sadece. Bir gerçek arıyorsan, işte
gerçek bu, gerçek burası. Akıllı ol, şu kordona iyi tutun ve
karnını iyi doyurmaya bak. Uslu uslu köşende dur,
böyle abuk-sabuk şeyler çıkartıp durma. Ben sana garanti
veriyorum, buradan başka hayat yok, anne-manne diye
birşey de yok.”
Nur, istemese de Ego ile konuşmaya bir son verir. Ne fayda,
bir süre sonra içinden gelen ses onu yine rahat bırakmaz. Bu
kez adeta yalvarırcasına bir kez daha şansını denemek ister
ve konuşmaya başlar;
“Ego, lütfen şu söyleyeceklerimi karşı koymadan dinle.
İkimizin de devamlı yaşadığı şu kasılma ve baskılar var ya,
bazen bizi bir o yana bir bu yana iten, durmadan yerimizi
ve halimizi değiştiren zorluklar, hissettiğimiz bu hareketler..
Sanırım biz büyüdükçe bunlar doğal olarak gerçekleşiyor
ve inanıyorum ki bu zorluklar bizim harika bir -aydınlığa-
çıkacağımızın işareti ve bizi oraya hazırlıyorlar. Muhtemelen
çok yakında o aydınlığın nasıl birşey olduğunu kendi
gözlerimizle göreceğiz.”
“Senin tamamen kafayı oynattığına şimdi emin oldum”
der Ego. “Yahu, senin hayatın boyunca gördüğün tek şey bu
karanlık dünya. Aydınlık diye birşeyi nerede gördün? Böyle
birşeyi nereden hayal ediyorsun? Bu yaşadığın zorluklar
ve mücadeleler, hayatın gerçekleri. Sen etten-kemikten
ibaret, herşeyden ayrı tek başına bir canlısın. Bu da senin
yaşam yolculuğun. Karanlık, baskılar ve zorlanmalar yaşam
demektir. Yaşam bir mücadeledir, yaşadığın sürece hayatta
kalmak için mücadele etmek zorundasın. Şimdi lütfen
kordonuna iyi tutun da, uslu uslu karnını doyurmaya bak.”
Nur, çaresiz köşesine çekilir ve sessizce bekler. Ama sonunda
yine karşı koyamaz içinden gelen seslenişe;
“Ego, sana son birşey daha söyleyeceğim ve ondan sonra da
artık seni asla rahatsız etmeyeceğim.”
“Söyle bakalım” der Ego, alaylı bir gülümsemeyle.
“Bu baskı ve zorluklar bizi sadece o olağanüstü aydınlığa
çıkmaya hazırlamıyor. Aynı zamanda o aydınlığa erdiğimizde,
eminim annemizi yüzyüze bizzat görüyor olacağız ve
onu görebilmek buradaki hiçbir şeye benzemeyen bir
heyecan ve haz verecek bize. Şimdiye kadar gördüklerimizin
ve yaşadıklarımızın çok ötesinde birşey bu”
Ego gülümsemeye devam eder;
“O sözünü ettiğin aydınlığı gidip gören mi var? Anne diye biri
var ve biri o sözünü ettiğin aydınlığa gidip annesini görmüş,
gelip sana anlatmış gibi konuşuyorsun.
Senden tamamen ümidi kestim Nur. Sen tam bir kaçıksın!”