Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
Hikaye Menü


Bursa Web Tasarım
Hikayeleri
genç
islam
Fireworks Dersleri
Bursa Emlak
Bir Pehlivan Gösterisi
Ortaya bir pehlivan çıktı. Def çalıyor, iki adamı da oynuyordu. İki
adam birbirine sarıldılar. İkisi bir vücut oldu. İki başlı, dört kollu
ve dört ayaklı, şaşılacak bir şey meydana geldi. Bir zaman öylece
ortada döndüler. Sonra havuzun içine düştüler, kayboldular.

İki adam, vücutları pul pul iki ejderha oldu. Bahçedeki insanlar nereye
kaçacaklarını bilemediler. Ağızlarından çıkan alevler, ağaçların
yapraklarını yaktı, yapraklar sonbahardaki gibi yere döküldüler, iki
ejderha saatlerce boğuştular, oynaştılar. Yılan gibi sarmaştılar.
Havuza düştüler, suyunu insanların üzerine saçtılar. Halkın üzerine
ateş kustular.

Derken pehlivanlardan biri tuttu, havuzda hacet giderdi. Havuz taştı.
Deniz gibi dalgalanarak bağ içine akmaya başladı. Seyirciler ağaçlara
tırmanıyorlardı. Bazısı atına binip kaçtı. Baktım ki boğulacağız.
“Simya ilimidir, hayaldir” deyip direniyordum ama gücüm kalmadı.
Yavaşça kralın annesi ile paşanın yanına çıktım. Su oraya kadar
yükseldi, içinde binlerce deniz hayvanı belirdi. Oyunlar oynadılar,
birbirlerini kovaladılar. Birbirlerini yutup yediler.

Ah, ne göreyim? Pehlivan denizden çıkıp kupkuru oldu. Bir ağaçtan bir
ağaca perde gerdi. Elindeki sopa ile perdeye bir kere vurdu ve bağırdı:

-Dışarı!

Perde sallandı. Arkasından silahlı devler çıktı. Geçip gittiler. Sonra
insan görünüşlü, fil kulaklı, aslan pençeli, kimisi fil tabanlı, kimi
deve ayaklı silahlı bir grup çıktı. Birbirlerini vurup kırarak
geçtiler. Onların ardından cin askerler yürüdü ki, anlatamam.

Mısır alacalarından elbise giymişlerdi. Elerinde birer kamış ve hasır
parçası vardı. Gözeleri yuvarlaktı. Kimi sıçan kulaklı, kimi kedi
kulaklı idi, kimi insan başlı, kimi kuş başlı, kimi balık başlı idi.
Yeryüzünde ne kadar canlı varsa hepsine benziyorlardı. Genel olarak
insan şeklinde idiler. Burunlarının orta direği yoktu. Birbirleri ile
boğuşup geçtiler.

Havuzdan ortaya çıkan deniz bir anda kurudu. Devler, cinler, ejderhalar
kayboldu. Bu kez perde arkasından dünyada ne kadar millet varsa
hepsinden insanlar çıktı. Bahçenin içine dağıldılar. Kimi ağaçların
altında oturuyor, kimi sohbet ediyordu. Ama sesleri yoktu. Hayal
gibiydiler. Perdenin arkasından bunlara akıl almaz yemekler getirildi.
Yediler, yediler, yediler... Yemeklerin güzel kokusu burnumuza geldi.
Seyircilerden bazıları dayanamayıp sofralara oturdular. Onlar da yiyip
kalktılar. Paşa sordu:

-Nasıl bir yemekti? Güzel miydi bari?

-Sultanım, kokulu bir yemekti. Yedik ama hala bir lokma yememiş gibi açız.

Pehlivan bir tüfek attı. Bütün yaratıklar, yemek yedikleri kapları alıp
perde arkasına gittiler. Havuzdan pehlivan görünüşlü iki ejderha çıktı.
Bahçeyi suladılar. Kavun, karpuz, hıyar tohumları ektiler. Bir anda
bahçe, bostan tarlasına dönüverdi. Orada bulunanlar karpuz, kavun ve
hıyara doydular. En iyilerinden yirmi otuz karpuz, kavun ve hıyarı paşa
ile kralın annesine getirdiler. Kralın annesi tohumlu hıyardan yedi.
Paşa bir şey yemedi. Pehlivana üç yüz altın bahşiş verdi. Pehlivan çok
sevindi.

İkindiden sonra mehterhanemiz çalarken konağımıza dönüyorduk. Vadide
beş on bin kişi toplanmıştı. Büyük bir ateş yakılmıştı. Ateşin
karşısına salıncak kurulmuştu. Salıncakta elleri, ayakları bağlı bir
güzel kadın vardı. Meğer bu kadın zina etmiş. Ateşe yakılacakmış.
Paşaya göstermek için yolumuza durmuşlar. Paşa hiç oralı olmadı.

Birkaç dostumla birlikte, olayı seyretmek için orada kaldık. Dağ gibi
odun yakmışlardı. Alevler, Nemrut ateşi gibi göklere yükseliyordu. Gemi
direklerine kurulmuş salıncak zincirlendi. Bir adam, direklerin başına
çıktı, oturdu. Zavallı kadını sarıp sarmalayıp salıncağa bindirdiler.
Kadın bağırıyordu:

-Benim hiçbir şeyden haberim yoktur. İftira ediyorlar! İftira!

Hemen kırk elli kadar cellat, salıncağı hızla sallamaya başladı. Kadın
alevler içine girip girip çıkıyordu. Direklerin başındaki adam, zinciri
boşandırıverince kadın kuş gibi havada uçtu. Ateşin tam ortasına düştü.
Cayır cayır yanıp kül olurken, seyreden kafirlerin kılı bile
kıpırdamıyordu. Böylece ben de Nemrut mancınığını görmüş oldum. Ama
hatırladıkça hala tüylerin kabarır.

Toplam 351 kere okundu.



Bu Hikayeyi Sevdiklerinizle Paylaşın
Gönderen           Alıcı      
Gidecek e-posta
 
Hikaye Hane [- Aşk Sevgi Dostluk Dini İbretlik Komik Korku Duygusal Asker Hikaye ve Hikayeleri -]
HikayeHane.com 2007 Tüm Hakları Saklıdır
Bu sitede cinsel konulu hikayeler bulunmamaktadır.